8 Ağustos 2012 Çarşamba

yalova, kurtköy

bu "gezi notlarım" başlığı altında yazmış olduğum ilk yazı. aslında aklımda bambaşka bir şehir vardı anlatacak ama onu ikinci sıraya aldım. benim, ilk "evim" diyebildiğim bu şehre ve köye haksızlık etmeyeyim dedim. yalnız yazının başından uyarayım çok sevdiğim için, biraz hassas ve duygusal bir yazı olacak gibi gözüküyor, benden söylemesi:)

her sene gidiyorum yalova'ya öyle ya da böyle bir şekilde yolum düşüyor.. aylardan nisan'dı bu kez gittiğimizde.. hava mis! özellikle kurtköy'ün en güzel mevsimi diyebilirim.. zaten her daim yeşil olan bu köy ilk bahar olması itibariyle daha da yeşildi.


biraz kurtköy'le ilgili detay vermek istiyorum; yalova'ya 12 km, termal ilçesine de 5 km uzaklıkta olan; araba ile kıvrımlı ve dar dağ yollarından geçtikten sonra ormanın içerisinde gizlenmiş bu minik bir köye varıyorsunuz. yemyeşil, şehrin tüm o gürültüsünden uzak, sakin, bol oksijenli, sıcak ve tamamen doğal insanları ile kelimenin tam anlamıyla "huzur"dur benim için kurtköy.


tabi her gidişimizde olduğu gibi soluğu direk "kutluay alabalık tesisleri"nde alıyoruz:) (bölgede başka tesisler de mevcut buarada..) sevgili hasan amca'nın işlettiği ve eşi kadriye teyze'nin yemeklerini yaptığı tesiste, açık havada (kışın kapalı alanları var ve hatta şömine de var;) alabalıklarımızı afiyetle yiyoruz. ben her zamankinden kiremitte mantarlı&kaşar peynirli alabalık yedim! yum!


derenin kenarında oturuyoruz, bazen tatlı tatlı esiyor rüzgar.. hamaklar da var ama biz biraz yürüyüş yapmaktan yana kullanıyoruz vaktimizi bi daha bu kadar bol oksijeni nerede bulucaz diyerek.. 

tam 12 sene kalmışız orada! o kadar ki, ben de çok benimsemişim benimmiş gibi keza köy halkı da benimsemiş bizi.. yolda tanıdık yüzlerle arada durup konuşmalar, sarılmalar, havadis almalar, selam göndermeler..


bir de dedim ya ilk bahar en sevdiğim zamanı diye, bunun sebeplerimden birisi de yeşil erikler! her ne kadar minicik ve acımsı tadları da olsa ufaktan erikler çıkmaya başlamıştı.. tabi ablamla ben eskiden kalma alışkanlıkla saldırdık direk erik ağaçlarına acı falan dinlemeden:) 


eğer ki yolunuz düşerse yalova'ya, hele ki termal'e, kesinlikle ve kesinlikle kurtköy'de bir balık molası verin derim. daha sonra günü, şehir merkezi sahilinde yan yana olan, meşhur "tadım" ya da "balım" dondurmacısında (bi' de "petek" var tam bu ikisinin yanında, ama diğerlerinin aksine kimse gitmez oraya ve nedendir bilinmez senelerdir nasıl batmadığı:) bir dondurma yahut sahildeki cafe'lerden birinde bir kahve ile tamamlayın ki sizi temin ederim tamamen deşarj  olmuş olarak döneceksiniz evinize:)

2 yorum:

  1. Yalova'ya gidelim mi ???
    Çok canım çekti :)

    YanıtlaSil
  2. ben yalova'ya her daim varım bilirsin:) gidelim!

    YanıtlaSil